Dünyanın önde gelen değişim liderleri imece summit’te buluştu

Zorlu Holding’in ev sahipliğinde ve imece’nin yürütücülüğünde, sürdürülebilir bir toplum ve gezegen için düşünen ve üreten paydaşları bir araya getiren imece summit 18-19 Mart tarihlerinde çevrimiçi olarak düzenlendi. ATÖLYE, BMW Foundation, B Lab Europe, S360 ve SIX’in içerik ve ağ partneri; Ashoka Türkiye, Impact Hub İstanbul, İstasyonTEDÜ, KUSIF, Mikado, SDGIA ve TSGA’nın oturum partneri ve De-Coder’in küratör olarak yer aldığı etkinlik, iş dünyası, sivil toplum, akademi, kamu ve girişimcilik ekosistemi gibi farklı sektörlerden etki odaklı çalışmalarıyla bilinen yüzlerce değişim öncüsünü buluşturdu. Etkinlik kapsamında “etki yaratan topluluklar”, “etki yaratan finans”, “etki yaratan iş dünyası”, “etki yaratan liderlik” ve “etki yaratan organizasyonlar” temaları etrafında panellerden konuşmalara, atölye ve ağ geliştirme çalışmalarından yuvarlak masa toplantılarına kadar çok sayıda etkinlik düzenlendi.

Sürdürülebilir bir toplum ve gezegen için meselelere karşı üretilen çözümlerin bütünsel, entegre çözümler ve sistemlerle ve kolektif bir çabayla ele alınması gerektiği düşüncesiyle ortak aklı çalıştırarak ölçülebilir fayda yaratan veya buna ilham veren işleri tetikleyen sosyal inovasyon platformu imece’nin Zorlu Holding’in ev sahipliğinde düzenlediği “imece summit: Geleceğe Etki Zirvesi” 18-19 Mart tarihlerinde gerçekleşti. Zirveye katılan değişim liderleri, yeni ekonomi modelleri ve şirketlerden organizasyonel yapı ve kültüre, iklim krizinden yeni üretim şekillerine, etki odaklı girişimlerden değişimin öncüsü ve tetikleyicisi liderler ve topluluklara kadar, birbiriyle bağlantılı birçok mesele ve sistemi bütüncül şekilde değerlendirebilme olanağı buldu. “Değişim öncüsü birey ve kurumların dönüşümü yönetmesi ve hızlandırmasını nasıl sağlayabiliriz?” ve “Bu amaçla sektörler, kurumlar, bireyler arası bilgi aktarımı ve işbirliğini nasıl kolaylaştırabiliriz?” temel soruları çerçevesinde düzenlenen imece summit, “etki yaratan topluluklar”, “etki yaratan finans”, “etki yaratan iş dünyası”, “etki yaratan liderlik” ve “etki yaratan organizasyonlar” temaları etrafında bir dizi panel, konuşma, atölye ve ağ geliştirme çalışmaları ile yuvarlak masa toplantılarından oluştu.

Program, oturum başlıkları ve katılımcılar için imece summit web sitesini inceleyebilirsiniz.


Bekir Ağırdır

KONDA Genel Müdürü

“En büyük engel zihni yapılanmalar ve ezberlere dayanıyor.”

“Dönüşüm Gerçekten Mümkün mü?” başlıklı oturumda konuşmasına “Yeni şimdi başlıyor, şimdiye kadar gördüğümüz işin fragmanıydı” diyerek başlayan Bekir Ağırdır, dönüşümün üç parametresini zihniyet, kurumlar ve kurallar olarak tanımladı. Tam bir dönüşümün bu üç parametrede gerçekleşmesi gerektiğine dikkat çeken Ağırdır, dönüşümün önündeki engelleri ise şöyle dile getirdi: “Birincisi hiyerarşi. Hiyerarşi şemalı organizasyon şemalarımız bugünkü hıza engel. İkincisi zihni sorun. Bugünün yapısını zihin kavrayamıyor. Bundan sonra önümüzde hep belirsizlik temelli hayat var. Bütün organizasyon yapımızı buna göre düşünmeli, karar süreçlerini buna göre organize etmeli, plan ve bütçeler yerine senaryolarla iş yapmalıyız. Üçüncü engel, dünyada aradaki açıkların kolayca kapanamayacağı gerçeği. Ama en büyük engel zihni yapılanmalar ve ezberlere dayanıyor.”


Ufuk Akçiğit

Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü

“Sadece insanların değil, politika ve kurumların da dönüşmesi gerekiyor.”

Ekonomi Profesörü Ufuk Akçiğit, dünden bugüne dönüşümün hep devam ettiğini, geçmişteki insanlara göre dönüşümü gerçekleştirirken daha avantajlı olduğumuzu ama bununla birlikte önümüzdeki problemlerin de daha büyük olduğunu söyledi. Yakın zamanda Profesör Daron Acemoğlu ile yaptıkları bir araştırmadan da söz eden Akçiğit, gençlik ve dönüşüm ilişkisini ortaya koyan araştırmanın detaylarını şöyle paylaştı: “Yaptığımız araştırmada Amerika’daki şirketleri inceledik. En yaratıcı şirketlerin genelde genç yöneticileri olan şirketler olduğunu gördük. Genç yöneticiler gençlerle çalışıyor ve en radikal inovasyonlar da onlardan geliyor. Gençlerle çalışmanın dönüşüm yaratmadaki etkisi şu: Kutunun dışında düşünebiliyorlar. Dönüşümü daha rahat tartışmak için gençlerin önünü açmalıyız.”

Dönüşümün önündeki engeller konusuna da değinen Akçiğit, bu noktada şöyle konuştu: “Yaptığımız araştırmalarda her ülkenin dönüşümünün önünde farklı engeller olduğunu gördük. Örneğin zamanında yapılmış iyi niyetli politikalar dönüşümün önünde en büyük engellerden biri. Almanya örneğinde, özelleştirmelerde şirketlere ne kadar büyümeleri gerektiği konusunda hedefler konmuş ve hedefleri tutturamamaları halinde büyük cezalar verilmiş. Hintli şirketlerde ise bir şirketin büyüklüğünün o şirkete sahip olan ailenin büyüklüğü hatta kaç erkek çocuğu olduğuyla ilişkili olduğunu gördük. Çünkü güven probleminden dolayı sadece aile üyeleri şirketi yönetiyor. Amerika’da da eşitsizlikleri artıran, 80’lerin başında uygulanan politikalar. O yıllarda ekonomi büyüsün diye gerçekleştirilen vergi indirimleri ve birleşme satın almalarının önünün açılması bugün sadece büyük şirketlerin daha da büyümesini sağlayan bir ortam yaratmış. Zamanında uygulanan politikalar işe yaramıyor olabilir. Sadece insanların değil, politika ve kurumların da dönüşmesi gerekiyor.”


Levent Erden

Next Academy Kurucusu, Akademisyen

“Artık yerleşik, hiyerarşik, katı sistemlere hızla veda etmek gerekiyor.”

“Dönüşüm Gerçekten Mümkün mü?” başlıklı oturumun moderatörü Levent Erden, konuyla ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi: “Ben dönüşümün yeni başladığını düşünüyorum. Bana sorarsanız 21. yüzyıl da yeni başlıyor. Nasıl ki 20. yüzyılı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, yani 1945’lerde başlatıyoruz, şimdi de 21. yüzyıl aslında 2025’lerden sonra anılacak. Çünkü pek çok şey değişip dönüşüyor ve artık bu inanılmaz hızlı. Dönüşümü herkes teknolojiyle anlıyor ve başlatıyor ama dönüşüm, tüm kurumların, şirketlerin, kurulların içerisinde yer aldığı çok katmanlı ve aktörlü bir organizasyonu işaret ediyor. Bunu yaparken de gençleri, inovasyonu ciddiye almak gerekiyor. Artık yerleşik, hiyerarşik, katı sistemlere hızla veda etmek gerekiyor.”


Fatma Şahin

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı

“İklim kanunu çıkarmamız gerekiyor.”

“Yerel Yönetimlerin Değişimi Yönetmedeki Rolü” başlıklı oturumda konuşan Fatma Şahin, yeşil dönüşümün ve yeşil ekonominin özellikle sanayi şehirleri için çok önemli olduğunu belirterek, bu alanda yapılması gerekenleri ve belediye olarak yaptıklarını şöyle paylaştı: “Hep birlikte koruyucu önlemlere kafa yormalıyız. 2014 yılında belediye başkanı olduğumda imar ve ulaşım master planının yanında bir de iklim master planını yaptık. Şehri kirletici unsurları ortaya koyduk. Şehrin toprağını, havasını, suyunu nasıl koruyacağımızı düşündük, bu konuda çalışmalar yaptık. Gaziantep bir sanayi şehri. Çevreyi korumak için alınması gereken önlemler var. Nizip Çayı’nda yüksek biyolojik arıtmaya geçtik. Ulaşım karbon salımıyla çevreyi kirleten en büyük unsur ve bütün metropollerin en büyük sorunu. Biz bu kapsamda hem filolarımızı gençleştirdik hem yeni otobüsleri doğalgaza çevirdik. Elektrikli bir otobüs aldık, denemeye başladık. Şimdi elimizdeki filoyu elektrikliye nasıl çevirebiliriz onu çalışıyoruz. İmarlı bölgede kömür kullanımı yerine doğalgaz kullanımını yüzde 90’a çıkardık. Şehrin her noktasına hava ölçüm cihazları yerleştirdik. Ölçmediğiniz hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Şehrin suyu bitmişti, Melen’den sonra Türkiye’nin en büyük su projesi olan Düzbağ Projesi’ni hayata geçirdik. 100. yıla kadar 27 milyon fidan dikeceğiz. Şehirde hayırda ve ağaçlandırmada yarış var. Ayrıca hızlı bir iklim kanunu çıkarmamız gerektiğine inanıyoruz. Belediyeler Birliği olarak nasıl bir iklim kanunu çıkması gerekiyor, buna çalışmalıyız.”


Ekrem İmamoğlu

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı

“Yerel yönetimde reforma ihtiyaç var.”

İstanbul için yeşil dönüşümün önemli bir ihtiyaç olduğunu belirten İmamoğlu, göreve geldikten sonra Kemerburgaz ve Hacıosman’da bulunan kent ormanlarını hizmete açarak 3 milyon metrekareye yakın aktif yeşil alanı İstanbul’a kazandırdıklarını belirtti. Şu anda Kemerburgaz kent ormanında 3 milyon 600 bin metrekarelik bir alanı daha hazırladıklarını ifade eden İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Böylelikle bu iki alanda 6 milyon 300 bin metrekareyi aşan muazzam bir aktif alanı İstanbulluların hayatına katmış olacağız. Özellikle dere havzalarını ve yıllardır tartışılan Ayamama ve Kurbağalıdere gibi 15 noktadaki dere havzasıyla ilgili sıkı bir çalışma yapıyoruz. Temiz su, atık su ayrımı yapıyor, su yönetimini etkin bir şekilde yeşil dönüşümün içine katarak 15 yaşam vadisi tasarlıyoruz. Atık yönetimiyle ilgili ciddi adımlar atıyoruz. İstanbul’un yüzde 15’lik çöpünü yakarak enerjiye dönüştürecek bir tesisimizi mayıs ayı içinde tamamlıyoruz. Buna ilave aynı kapasiteye yakın şehrin iki farklı yakasındaki iki tesis için de fizibilite çalışmalarını yürütüyoruz. Tüm bu dönüşümü bütüncül bir yapıda yönetiyoruz. Dönüp baktığınızda yerel yönetimin reforma ihtiyaç duyduğunu görüyoruz. Kentin sahibi, bu kentte yaşayan insanlar olmalı. Hesap sormalı, denetlemeli. Hem yasal düzenlemelerde hem yönetimde olan insanların yerel demokrasiye inançlarını ortaya koyma konusunda reforma ihtiyaç var. Biz İstanbul olarak örnek modeller üretmeye gayret ediyoruz. Kent meydanlarından yeşil alanların tasarlanmasına kadar birçok alanda süreci halkla birlikte yarışmalar yaparak yönettik. Adil, yeşil ve yaratıcı olmak üzere üç ana prensip üzerinden bir gelecek vizyonumuz var. Katılımcılığı önemsiyoruz. Bir sokağın bile ihtiyacını orada oturan insanlarla yönetmek için maksimum demokrasi ile, yeni nesil bir yerel yönetim anlayışıyla çalışıyoruz.”


Ömer Yüngül

Zorlu Holding CEO’su

“Hiyerarşik düzeni azaltarak organizasyonu yeniden şekillendirmek gerekiyor.”

Etkinliğin “Değişim İçin Hızlandır” başlıklı oturumunda konuşan Zorlu Holding CEO’su Ömer Yüngül, sözlerine değişmeyen hiçbir şeyin sürdürülebilir olamayacağını söyleyerek başladı. Zorlu Holding’in dönüşümü için en önemli adımlardan birinin 2016 yılında hayata geçirilen Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik stratejisi olduğunu söyleyen Yüngül, bu kapsamda tüm faaliyetlerini daha sürdürülebilir hale getirmeye odaklandıklarını belirtti. Sürdürülebilir değişim yaratma konusunda eğitim ve bilimin de önemine dikkat çeken Yüngül, konuyla ilgili olarak, “Bilim ve eğitimi merkeze koymadan ve zihniyeti bu odak üzerinde değiştirmeden bir yere gidemeyiz. Kurumları mutlaka bu bilinçle güçlendirmek; empati duygusu ve adalet temelli kuralları koyup uygulamak, tüm bunları yaparken de hiyerarşik ortamı azaltarak organizasyonu yeniden şekillendirmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Gelişim ve çağın gereksinimlerini yakalamak adına Ar-Ge’ye yatırımın da önemli olduğunu ancak bu noktada yöntemin sorgulanması gerektiğine dikkat çeken Yüngül, bu konudaki görüşlerini şöyle ortaya koydu: “Özellikle start-up dediğimiz girişimcilerin patent almalarını artıramazsanız sürdürülebilir büyüme ve refahı yakalamada geri kalırsınız. Patent üretme yaşınızı gençleştirirseniz, gençlerin ürettiği patent sayısını artırırsanız sürdürülebilir büyümeyi yakalarsınız. Bunu araştırmalar da ortaya koyuyor. Batı ülkelerinde özellikle start-up’ların patentlerinin çok fazla olması, patent üretme yaşının düşük olması refahı artırıyor. Doğu ülkelerinde ise tam tersi olduğu için sürdürülebilir büyüme olmuyor. Bir diğer önemli konu da gençleri daha çok sürece dahil etmek. Ülke yönetiminde de, şirket yönetiminde de gençleri kapsamadığınız zaman iş sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. Büyümek istiyorsak her konuda mevcut işlerimizi ve bakış açılarımızı yeniden ele almak ve daha farklı yapmak zorundayız.”


Ümit Boyner

Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi

“Yaşadığımız toprakların 5 bin yıllık deneyimini en yeni teknolojilerle, bilimle, yapay zekâyla buluşturmamız lazım!”

Ümit Boyner, pandemiden önceki değişimi evrim olarak nitelendirirken, pandemiden sonraki değişimin devrim olarak kabul edilebileceğini söyledi. Herşeyin çok hızlı değiştiğini ifade eden Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Peki pandemiden sonra neden değişmeli, nasıl değişmeli? Daha iyi bir yaşam için, insanın ve insanlığın devam etmesi için, iyilik için, geçmiş kuşakların ve bizlerin hatalarının tekrar etmemesi için, hayat öyle gerektirdiği için değişmeli. Değişmemenin maliyeti iyi yönde değişmekten çok daha fazla olduğu için değişmeli. Başka şansımız olmadığı için değişmeli. Pandemi bize bir insan sağlıklı ve güvende değilse 7 milyar insanın da risk altında olduğunu gösterdi. Kimseyi geride bırakmayan bir ilerlemeyi hedeflemeliyiz. Yönetim kurullarına tavsiyem var: Sürdürülebilirlik artık bir itibar yönetimi ve iletişim faaliyeti değil. Değişmek için bir musibetin sizi bulmasını beklemeyin, musibet hepimizi buldu. En büyük gücümüz insan sermayemiz. Yaşadığımız toprakların 5 bin yıllık deneyimini en yeni teknolojilerle, bilimle, yapay zekâyla buluşturmamız lazım. Çok vakit kaybettik ama hâlâ şansımız var. Üretim biçimini değiştirmemiz gerekli. Katma değer ve yenilik üretmezsek cari açık vererek büyüyen borçlu bir ülke olmaktan kurtulamayız.”


Deniz Aycan

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Öğrencisi

“Eşitsizlikler bizi derinden rahatsız ediyor.”

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Öğrencisi Deniz Aycan, gençler olarak değişim için önemli bir rol üstlendiklerini söyledi. Aycan, bir genç olarak değişimin nasıl gerçekleşebileceği konusundaki görüşlerini şöyle aktardı: “Daha çok yerde kendi düşüncelerimizi temsil etmemiz gerekiyor. İletişim çağında doğduğumuz için diğer nesillerden farklı düşünüyoruz. Daha çok sahneye çıkarılmamız gerekiyor. Dünyadaki eşitsizlikler bizi derinden rahatsız ediyor. Bu daha önceki nesillerin anladığı bir rahatsızlık değil. Siyasi anlamda biz birbirimizden ayrışmıyoruz. Ortak bilgilerle büyüyoruz ama buna rağmen büyük bir eşitsizlikle karşı karşıyayız. İlk defa bizim neslimiz bir araba, bir ev hayali kurmadan, bunları alamayacağını bilerek, eğitimini karşılayarak ilerliyor. Bizim dünyaya bakış açımız ve beklentilerimiz diğer nesillerden çok farklı. Bunların anlaşılması çok önemli. Biz tüm paydaşları masada istiyoruz. Değişim böyle oluşur.”


Prof. Dr. Erhan Erkut

MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı

“Eğitim sistemi neredeyse çöktü.”

Değişimin hızı karşısında geçmiş yüzyıldan kalma müfredatla 21 yüzyıl ihtiyaçlarının karşılanamayacağını söyleyen Prof. Dr. Erhan Erkut, pandemi öncesinde de eğitim sektöründe sürekli dijitalleşmeden bahsedildiğini, ancak pandemi döneminde bunun balon olduğunun görüldüğünü söyledi. Erkut, sözlerine şöyle devam etti: “Eğitim sistemimiz neredeyse tamamen çöktü. Altyapısını oturtmuş olan eğitim kurumları eğitime devam edebildi. Dijital olarak böyle bir sürece hazır olanla olmayan arasındaki fark net olarak ortaya çıktı.”


Mehmet Atakan Foça

Teyit Kurucusu

“Değişim, pandemiden sonra onarmak demek!”

Değişimin hızı karşısında geçmiş yüzyıldan kalma müfredatla 21 yüzyıl ihtiyaçlarının karşılanamayacağını söyleyen Prof. Dr. Erhan Erkut, pandemi öncesinde de eğitim sektöründe sürekli dijitalleşmeden bahsedildiğini, ancak pandemi döneminde bunun balon olduğunun görüldüğünü söyledi. Erkut, sözlerine şöyle devam etti: “Eğitim sistemimiz neredeyse tamamen çöktü. Altyapısını oturtmuş olan eğitim kurumları eğitime devam edebildi. Dijital olarak böyle bir sürece hazır olanla olmayan arasındaki fark net olarak ortaya çıktı.”


Sukhrob Khojimatov

UNDP Türkiye Ülke Ofisi Mukim Temsilci Yardımcısı

“Bir diploma sizi 25 yıllık kariyer boyunca taşıyamaz!”

“Değişim için Hızlandır” oturumunun son konuşmacısı Sukhrob Khojimatov da sözlerine devasa bir devrimle karşı karşıya olduğumuzu söyleyerek başladı. İnsanların bunca belirsizlikle başa çıkarak savaşmaya ve yolunu bulmaya çalıştığını belirten Khojimatov, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitimden bahsediyoruz ancak üniversite diplomamızı aldıktan sonra eğitim hayatı devam etmeyince bu büyük bir sorun oluyor. O diploma sizi 25 yıllık kariyer boyunca taşıyamaz. Eğitimde de teknolojiden bahsediyoruz. Örneğin uzaktan eğitimde belki altyapımız yeterliydi, ancak felsefemiz ve mentalimiz yeterli değildi. Yapılması gereken tüm bu belirsizliğin içinde telaşa kapılmadan bir iş birliği ortamı oluşturmak ve çözüm aramak. Sürdürülebilir kalkınma hedefleri için de gerçekten harekete geçmemiz gerekiyor. Milli geliri artırmak yerine sosyal önceliklere odaklanmalıyız.”


John Elkington

Volans Kurucusu, Yazar, Düşünür

“İklimle ilgili daha çok felaketle karşılaşacağız!”

Yazar ve düşünür John Elkington, “Finansta Dönüşüm Mümkün mü?” başlıklı konuşmasında, belirsizliği meraka çevirmek ve korkuyu inovasyona dönüştürmek gerektiğini söyledi. Kapitalizmin geleceğini tartışacağımız bir noktaya geldiğimizi ifade eden Elkington, “Kapitalizm uzun zamandır sınanmakta. Sürdürülemez olarak tanımlanıyor. Bu yıl kritik bir dönemden geçiyoruz. G7, G20 ve COP26 zirveleri var. Bütün bu önemli buluşmalar geleceğe damga vuracak” dedi. Hatalarından öğrendiğini gösterirse kapitalizmin dönüşebileceğine de dikkat çeken Elkington, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapitalizm öyle dönemlerden geçti ki, onu tutan ipler tamamen serbest bırakılmıştı. Bu krizlere sebep oluyor. Demek ki gelecekte kapitalizme karşı dirençle karşılaşacağız. Bu konuda çözülmesi gereken sorunlar var. Yeni tip siyasetçilerin bu sorunları çözebilmesine ihtiyaç var. Önümüzdeki dönemde dramatik sistem değişiklikleri göreceğiz.”

Yaşananları dünya genelinde bir uyarı olarak almak gerektiğini savunan Elkington, “İklimle ilgili daha çok felaketle karşılaşacağız. Covid-19’un dünya ekonomisini sarsmasıyla krizlerin kapıda olduğunu anladık. İklim krizi çok daha büyük bir kriz olacak. Küresel aktörlerin bambaşka sorumluluklar üstlenmesi gerekiyor” dedi.


Jay Coen Gilbert

Imperative 21 CEO’su

“Sistemler çevresel ve siyasi olarak çöküyor.”

“Daha İyi Bir Gelecek Yaratmadaki Müttefikiniz: İş Dünyası” başlıklı oturumda konuşan Imperative 21 CEO’su Jay Coen Gilbert, bugün modası geçmiş hissedar odaklı kapitalizmden paydaş odaklı bir kapitalizme dönüş olduğuna dikkat çekerek, “Sistemlerin çevresel ve siyasi olarak çöktüğünü görüyoruz. İşletmelerin buna bir cevabı olmak zorunda. Yeni bir liderlikle, liderlerin bu süreçte yön göstermesi, tüm paydaşların faydasını gözetecek şekilde liderlik yapması gerekiyor” dedi. B Corp’un paydaş kapitalizmi yaratmada önemli bir hareket olduğunu ifade eden Gilbert, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan 15 yıl önce B Corp hareketi ilk başladığında, dünya çapında sistemin çökmekte olduğunu kimse fark etmiyordu. Ama 15 yılda çok şey değişti. Birden 40 binden fazla şirket B Corp şirketi oldu. B Lab’ın kullandığı araçlarla her şirket ücretsiz bir şekilde kendi etkisini ölçebilir hale geldi. B Corp bünyesindeki şirketler radikal iş birliklerinden, birlikte çalışmaktan korkmuyor. Ücret adaletsizliğiyle ilgili eyleme geçiyorlar. İklim de ortak çalışma alanlarından biri. İklimde adalet çok önemli. Burada da politika açısından kolektif hareket etmek gerekiyor. Örneğin Birleşik Krallık’ta kurumlar, kanunu yeniden yazarak B Corp paydaş kapitalizmine daha uygun hale getirmek için çalışıyor. Biz de Imperative 21 olarak 21. yüzyılda ekonomik sistemi yeniden kurmak istiyoruz. Ortak iyi yaşam sağlama amacımız var. İklim için, ırksal adalet için, refahın paylaşılması için, çocuklarımız için, dönüşüm için ‘resetleme’ yapıyoruz. Paydaş kapitalizmine dönerek, ekonomimize yeniden bir amaç ve şekil veriyoruz.”


Ebru Dildar Edin

Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı

“Kadını güçlendirmede finans sektörünün önemli rolü var.”

“Kalıpların Ötesinde Liderlik: Kadınlar Nasıl Fark Yaratır?” başlıklı oturumda konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin, kadınların daha kapsayıcı ve iş birliğine açık bir liderlik yaklaşımı olduğunu belirtti. Pandemi döneminde de kadınların liderlik ettiği ülkelerin zorluklara ayak uydurmada ve gereken önlemleri en hızlı şekilde almada daha başarılı olduklarını dile getiren Edin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün dünyanın dört bir yanında kadın liderlerin iklim değişikliği ve birçok diğer küresel konuda başarılı çalışmalarını görüyoruz. Avrupa Merkez Bankası Başkanı, IMF Başkanı ve AB Komisyonu Başkanı bir kadın ve bu kadınlar cesur adımlar atarak özellikle iklim değişikliği konusunda ciddi çalışmalar yürütüyorlar. Ben cinsiyet eşitliğini ve kadını güçlendirme konusunda finans sektörünün önemli rolü olduğunu düşünüyorum. Biz de banka olarak bu yönde birçok çalışma yapıyoruz. Kadın girişimcilerin finansa erişimini sağlamak, eğitim vermek, cesaretlendirmek ve yeni pazarlara erişimi konusunda onlara hizmet sunmak için çalışıyoruz. Yakın zamanda Cinsiyet Eşitliği Kredisi mekanizması oluşturduk. Kredi almak isteyenleri firmaların cinsiyet eşitliği performansını detaylı bir kriter seti ile değerlendiriyoruz. Bu kriter setindeki performanslarını iyileştirirlerse kredi faizinde indirim sağlıyoruz. Pandemi sürecinden kadınların erkeklere kıyasla 1,8 kat daha olumsuz etkilendiğini gördük. Bu nedenle finansal sistemin kadınlara sağlayacağı kolaylıklara odaklanmamız gerekiyor.”


Shahira Amin

Gazeteci

“Kadınların kendi güçlerinin farkına varmalarını sağlamalı, liderlik becerilerini geliştirmeliyiz.”

Konuşmasında hem medyadaki kadın oranına hem medyanın kadının sesinin yükselmesindeki rolüne değinen gazeteci Shahira Amin, kadının eşit koşullar sağlandığında nasıl fark yarattığını paylaştı. Medyada kadın çalışan oranının düşük olduğunu anlatan Amin, “Bugün dünyanın her yerinde medyada her alana baktığımızda erkeklerin kadınlardan sayıca çok daha fazla olduğunu görüyoruz” dedi. Kadını güçlendirme konusunda özellikle sosyal medyanın önemli bir rolü olabileceğini de ifade eden Amin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kadının sesini duyurması konusunda sosyal medya etkili ve güçlü. Me Too hareketinde bunu gördük. Kadınlar, bu hareketten aldıkları ilhamla kendi hikâyelerini paylaştı. Bu durum sadece medyanın dikkatini çekmedi. Politikaların değişmesine de neden oldu. Cinsel tacizle ilgili yasal düzenlemeler buradaki ivmeden etkilenerek güncellendi. Tabandan başlayarak kadınların kendi güçlerinin farkına varmalarını sağlamalı, liderlik becerilerini geliştirmeliyiz.”


Melsa Ararat

Global Compact Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubu Eş Başkanı

“Kadın liderlik, çok ihtiyaç duyduğumuz kolektif değişim için gerekli.”

Melsa Ararat ise konuşmasında ekonomik gelişimi gösteren kriterlerdeki değişime dikkat çekti. Yakın zamana kadar kalkınmanın kişi başına düşen gelir ile ölçüldüğünü ancak bunun artık değiştiğini belirten Ararat, “İnsani Kalkınma Endeksi’nde yer alan temel değişkenler ülkedeki eşitsizliklere göre uyarlandığında bazı ülkeler sıralamada aşağı düşüyor” dedi. Toplumsal cinsiyet alanındaki eşitsizliklerin insani gelişmenin ve kadın ve erkeklerin yaşam kalitesindeki en önemli engel olduğunu ifade eden Ararat, sözlerine şöyle devam etti: “Şirketlerde yönetim kurullarında ve icranın yönetiminde kadınların olması o şirketlere güç veriyor. Örneğin kadınların yönetimde daha yüksek oranda temsil edildiği şirketlerde yenilenebilir enerji kullanım oranı artıyor, sera gazı emisyonları azalıyor. Ücret uçurumu gibi eşitsizlikler de azalıyor. Liderlikle ilgili yapılan birçok araştırma erkek liderlerin güç sahibi olmakla motive olduğunu, kadın liderlerin ise ilişkiler ve ekip çalışmasıyla motive olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle kadın liderlik, çok ihtiyaç duyduğumuz kolektif değişimin önemli bir unsuru. Özel sektör, STK’lar ve hükümetler çeşitlilik, kapsayıcılık ve adil muamele etrafında daha iyi davranışsal kurallarda anlaşmak üzere bir araya gelmeli. Kadınların karar verme mekanizmalarında ve hayatın her alanında yer aldığı bir kültürel değişimi başarmak zorundayız.”


Tim Jackson

Ekonomist, Yazar

“Refahın gelir değil, sağlıkla ilgili olduğunu öğrendik!”

“Covid’den Sonra - Pandemiden Ekonomik ve Sosyal Dersler” başlıklı oturumda konuşan ekonomist ve yazar Tim Jackson, bugüne kadar refahın hep ekonomiyle ilgili olduğuna yönelik yanlış bir algı olduğunu, ama artık refahın ekonomiyle değil sağlıklı ilgili olduğunu öğrendiğimizi söyledi. Pandemiyle birlikte birçok alanda önemli farkındalıklar kazanıldığına dikkat çeken Jakson, sözlerini şöyle sürdürdü: “Pandemi, kalbimizi 12’den vurdu. Pandemi gelir gelmez önemli olanın sınırları genişletmek, sürekli büyümek, teknolojik dahice çözümler sunmak değil, kol kanat germek olduğunu gördük. Sağlık ve bakım üzerine bir ekonomi düşünmemiz gerektiğini fark ettik. Herkes için sağlık ekonomisini yeniden kurmak için düşünmek zorunda kaldık. İşletmeleri ve şirketleri kârı maksimize eden sistemler değil, toplumlara hizmet veren sistemler olarak görürsek ekonominin sahiden bir amacı olur. Ekonomimizi daha iyi kavramayı öğrenmeli, hatalarımızı tekrar etmemeliyiz. Bu ideolojik savaş devam ettikçe ve sistemin aynı kalmasından güç alan insanlar daha da güçlendikçe bir çıkmaza giriyoruz. Bunun karşısında ise ilkelerin, değerlerin, mantığın, toplumun, insanları korumanın sesi yükseliyor. Hisse fiyatlarına bakan yatırımcıları değil, artık halkı umursamalıyız.”