ZORLU HOLDİNG SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KOMİTESİ BAŞKANI CEM KÖKSAL VE S360 KURUCU VE CEO’SU KEREM OKUMUŞ İLE SÖYLEŞİ

“Bizim için sürdürülebilirlik, kendimiz için değil, dünya için iyi olanı yapmak demek!”

İçinden geçtiğimiz pandemi süreci, sürdürülebilirliğin dünyamız, toplumlar ve iş dünyası için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterirken, tüketim alışkanlıklarını, toplumsal eşitsizlikleri ve iş yapış şekillerini de yeniden gözden geçirmek için tarihi bir fırsat verdi. Sürdürülebilir bir gelecek için ortak hedeflere dayalı, kolektif ve sistemsel bir değişimin önemi ortada. Bu değişimin anahtarı ise paydaş odaklı bir sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmek. Zorlu Holding Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Cem Köksal ve S360 CEO’su Kerem Okumuş ile içinden geçtiğimiz hızlı dönüşüm süreci, yeni normalin mega trendleri, sürdürülebilirliğin şirketlerin geleceğine etkisi ve Akıllı Hayat 2030’un Zorlu Holding için anlamını konuştuk.

Sürdürülebilirlik, artık kurumsal yapıların göz ardı edilemez bir gerçeği. Şirketler artık sadece finansal performanslarıyla değil, kurumsal yönetim, çevresel ve sosyal performanslarıyla da değerlendiriliyor. Şirketleri bu değişime zorlayan sebepler sizce neler?

Cem Köksal

Bugün, küresel olarak, yaşanan salgın dahil olmak üzere iklim krizinden göçlere, tükenen kaynaklardan ekonomik dalgalanmalara, toplumsal cinsiyet eşitliğinden yaşlanan nüfusa, şehirleşmeden dijitalleşmeye kadar uzanan birçok karmaşık ve çok boyutlu mesele ile karşı karşıyayız. Bunların her biri hayatımızın bir parçası ve dönem dönem de çok daha yoğun bir şekilde baş etmek zorunda kaldığımız gerçekler. Örneğin Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan 2020 Küresel Riskler Raporu’na göre önümüzdeki on yılda gerçekleşmesi beklenen ve etkisi yüksek risklerin başında aşırı hava olayları, iklim kriziyle mücadelede başarısızlık, afetler ve biyoçeşitlilik kaybı gibi çevresel riskler var. Bugün, doğal kaynakları tüketip yaşam alanlarını ihlal ettiğimizde, tüm evrenin sahibi gibi davrandığımızda, başımıza ne tür felaketler gelebileceğini bizzat yaşayarak öğrendik ve öğrenmeye de devam ediyoruz. Araştırmalar, doğal yaşam alanlarının yok olmasıyla, egzotik türler ve insanlar arasındaki mesafenin azaldığını, bu durumun da içinde bulunduğumuz salgın gibi felaketlere yol açabileceğini gösteriyor.

Geldiğimiz noktada farkındalığın da ötesinde, bu yaşananlar karşısında özel sektör, sivil toplum, kamu temsilcileri ve bireyler olarak sergileyeceğimiz tutum ve alacağımız aksiyonlar çok daha kritik önem taşıyor. Bugün bu karmaşık ve çok boyutlu küresel meseleleri günlük çözümler ya da bireylerin kendi inisiyatifleri ile ortadan kaldırmamız mümkün değil. Daha sürdürülebilir ve aynı zamanda ortak hedeflere dayalı, kolektif bir çabaya ve güce ihtiyacımız var. Geçici çözümlere değil, sistemsel bir değişime ihtiyacımız var. Hatta ekonomik modellerde tamamen değişikliğe gitmemiz gerekebilir. Bunu da ancak şirketlerimizin iş süreçlerini ve gelecek stratejilerini sadece kârlılık odaklı değil, paydaş temelli ve doğa ile uyum içinde bir yaklaşımla yeniden tasarlayarak başarabiliriz. Zaten bunu başaramazsak, gelecekte şirketlerin varlıklarını sürdürebilecekleri sosyoekonomik açıdan güçlü bir iş ortamı da kalmayacak.

Bu sebeple artık tüm dünyada paydaş temelli, her konuda sosyal faydayı gözeten yaklaşımların ön plana çıkmaya ve tüm işlerin sürdürülebilirlik odaklı şekillenmeye başladığı bir sürece doğru gidiyoruz. Tüm bunların bir yansıması olarak bugün, artık öncü şirketler çalışanlara, çevreye ve topluma yatırımı işlerinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Şirketin, toplumun ve bir ülkenin gelecekteki başarısı için tüm paydaşlara değer katmayı taahhüt eden yaklaşım, giderek daha fazla takip ediliyor, kabul ve değer görüyor. Üstelik bu değişim yatırımcılar cephesinde de yaşanıyor. Birçok araştırma, sürdürülebilirlik endekslerinde işlem gören şirketlerin, sorumlu yatırımcılar tarafından tercih edildiğini gösteriyor. Artık yatırımcılar, yatırım yapacakları zaman şirketlerin finansal tablolarının ötesinde ÇSY (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) kriterlerine bakıyor.

Örneğin, uluslararası yatırım kuruluşu BlackRock’ın CEO’su Larry Fink, Davos Zirvesi öncesinde CEO’lara yazdığı yıllık mektupta iklim krizinin dünyayı yeni bir ekonomi modeli benimsemeye zorladığını ve artık BlackRock yatırımlarında sürdürülebilirliğin merkezde olacağını belirtti. BlackRock'un planı, enerji sektöründe gelirlerinin yüzde 25'inden fazlasını kömür üretiminden elde eden tüm şirketleri portföylerinden çıkarma yönünde. Yine bir süre önce yaklaşık 12 trilyon Euro büyüklüğündeki bir varlığı yöneten ve 100’ü aşkın yatırımcıdan oluşan İklim Değişikliği Kurumsal Yatırımcılar Grubu (Institutional Investors Group on Climate Change - IIGCC), Avrupa Birliği’ne salgından yeşil ekonomiyle çıkış formülünü öneren bir mektup yazdı. Bununla birlikte, Aralık 2019 tarihinde ise Avrupa Birliği Komisyonu, büyüme stratejisi (growth strategy) olarak değerlendirdiği AB Yeşil Mutabakatı’nı (EU Green Deal) açıkladı. Söz konusu mutabakat, 2050’de AB’nin iklim-nötr olması hedefiyle sera gazı emisyonlarını belirli bir program dahilinde azaltması, temiz ve güvenilir enerjiye ulaşım, döngüsel ekonomi için sanayiyi harekete geçirme gibi kritik konuları içeriyor.

Diğer taraftan ise son bir yılda ÇSY fonlarının yüzde 272 oranında artış kaydetmesi de, iş ve yatırım dünyasında sürdürülebilirlik odaklı yönetim anlayışının giderek güçlendiğini gösteren çok önemli bir işaret. Tüm bu gelişmeler sürdürülebilirlik konusunda şirketlerin, devletlerin, akademinin ve bireylerin farkındalığının artmasının yanı sıra uygulamaya geçilmesi konusunda da bir an önce ilerleme sağlanması gerektiğini ve hiçbir paydaşın buna seyirci kalamayacağını gösteriyor.

Kerem Okumuş

Dünya çok hızlı bir dönüşüm içerisinde. Önümüzdeki 10 yıl büyük bir kırılmanın yaşanacağı, kaybedenler ile kazananların belli olacağı yeni bir dönem olacak. Bu kırılma kâr odaklı bir büyüme modeli ile devam edenlerle paydaş odaklı ve kâr optimizasyonuna dayalı bir büyüme modelini benimseyenler arasında gerçekleşecek. Ancak kazananın hangi taraf olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek ki küresel ölçekte kurumsal yatırımcılar da tarafını seçmiş durumda. Değişen sosyal ve ekonomik trendler ve sistemik riskler, mikro ölçekte olsa dahi ekonomiyi hiç olmadığı kadar derinden etkiliyor. Kendini sürdüremeyen şirket ve kurumlar büyük bir dönüşümden geçmek durumunda kalıyorlar. Çelişkili tablolarla karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin refahın artması gelişen bir orta sınıfı ortaya çıkarırken, orta sınıfın geliştiği ülkeler de dahil olmak üzere farklı coğrafyalarda eşitsizlikler gitgide derinleşiyor. Buna ek olarak, iklim krizinin etkilerini hayatımızın hemen her alanında gittikçe daha fazla hissediyoruz. Azalan kaynakların ve ekosistemlerin bize sunduklarının hızla tükendiğini göz önüne bulundurursak, mevcut iş modelleriyle devam etmek artık kurumlar için pek de mümkün gözükmüyor.

Bir yandan teknolojideki ilerleme ve gelişen iletişim araçları sayesinde kuruluşlardan şeffaflık ve pozitif etki talep eden tüketicilerin sayısı artarken, diğer yandan önemli bir satın alma gücüne sahip olan ve sorumlu tüketim davranışları benimseyen Y ve Z kuşaklarının seçimleri ekonomiler üzerinde daha fazla etkiye sahip olmaya başlıyor. Özetle, karşı karşıya olduğumuz sosyal ve çevresel konuların, bireylerden kurumlara kadar herkesin bakış açısını değiştirdiğini söylemek yanlış olmaz. Tüm bu çevresel, sosyal ve ekonomik sorunların çözümünde ise özel sektörün sorumluluğu ve rolü çok büyük.

Örneğin, küresel ekonomiye yön veren aktörler Dünya Ekonomik Forumu 2020 Davos Manifestosu’nda Paydaş Kapitalizmi kavramını ön plana çıkarıyor. Buna paralel olarak son yıllarda sermaye, hisse senedi ve tahvil piyasalarında sorumlu yatırım ve varlıkların arttığını görüyoruz. Günümüzde değeri 31 milyar ABD dolarına ulaşan sürdürülebilir yatırım varlığı her yıl hızla artıyor. Çevre, sosyal ve yönetişim (ÇSY) kriterlerine uyum yatırımcıları için risk ve tehditlerin bugünden tespit edilmesine fırsat tanıyor. Bu nedenle orta ve uzun vadede şirketlerin bilançolarına etki eden ve az önce sadece birkaçını örneklediğimiz finansal olmayan konuların, bu anlamda daha sistematik yönetildiğini, yatırım kararları ve finansmana erişim süreçlerinde daha fazla dikkate alındığını görüyoruz. Avrupa’da Yeşil Yeni Düzen ve salgından çıkış için kurtarma paketleri de ÇSY konularını yönetmeyi odağa alıyor. Bu doğrultuda ölçekten bağımsız olarak tüm kuruluşların sürdürülebilir olma gayesinde ÇSY konularını ele almaları ve bu alandaki risklerini entegre bir şekilde yönetmeleri kaçınılmaz hale geliyor.

KEREM OKUMUŞ


“Azalan kaynakların ve ekosistemlerin bize sunduklarının hızla tükendiğini göz önüne bulundurursak, mevcut iş modelleriyle devam etmek artık kurumlar için pek de mümkün gözükmüyor. ”

“Zorlu” Holding için sürdürülebilirlik ne ifade ediyor? Akıllı Hayat 2030 vizyonunun oluşturulmasına giden süreçten biraz bahseder misiniz? Sonrasında Akıllı Hayat 2030 vizyonu ile nasıl bir gelecek tasarlanıyor?

Cem Köksal

Bizim için sürdürülebilirlik, kendimiz için değil, dünya için iyi olanı yapmak anlamına geliyor. Eğer dünya için iyi olanı yaparsak, uzun dönemde grubumuz, ülkemiz, insanımız ve gezegenimiz, özetle tüm paydaşlarımız için değer yaratacağımıza inanıyoruz. Böylece şirketlerimizin uzun dönemde ayakta kalabilecekleri bir yapının ortaya çıkacağını, sürdürülebilir bir yaşam ile birlikte şirketlerimizin de sürdürülebilir bir büyüme sağlayabileceğini öngörüyoruz.

Bu anlayışla az evvel bahsettiğim temel toplumsal ve küresel meselelere çözüm üretebilmek adına Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA’lar) kendimize rehber alıyoruz. Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik vizyonumuz da aslında SKA’lara yapmayı amaçladığımız katkıyı ifade ediyor. Akıllı Hayat 2030 aracılığıyla, kârlılık ile toplumsal faydayı birlikte sunan bir iş modelini harekete geçirmeye odaklanıyoruz. Akıllı Hayat 2030’un yönetim tarafından da sahiplenilmiş olması ve stratejik planlara yansıtılmış olması, bizim bu stratejiyi 360 derecelik bir anlayışıyla tüm Grubumuza yaymamızı kolaylaştırıyor.

Sürdürülebilirlik Komitesi, bu noktada sistematik şekilde ÇSY yönetimi yapmamızı sağlayan değerli bir yapı. Başkanlığını yürüttüğüm komite aracılığıyla sürdürülebilirliği tüm Grup Şirketlerimize yaymak için çalışmalar yapıyoruz. Kurumsal Yönetim, Toplumla İlişkiler, Ar-Ge ve İnovasyon, Çalışanlar, Çevre, Müşteri İlişkileri ve Tedarik Zinciri alanlarında 7 çalışma grubundan oluşan Sürdürülebilirlik Komitemiz, sürdürülebilirliğin hedeflerle yönetilmesinde önemli bir rol üstleniyor. Akıllı Hayat 2030 doğrultusunda, küresel olarak yaşanan büyük dönüşümün geleceği şekillendirdiği ve işimizi etkilediği bu dinamik ortamda hedeflerimizi gerçekleştirmek için özellikle yenilikçi bir bakış açısını geliştirmeye ve kurum kültürümüzün bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz.

Biz Akıllı Hayat 2030 ile SKA’ların vizyonu doğrultusunda, Holding ve Grup Şirketlerimizde kültür değişimini tetiklemeye çalışıyoruz. Tüm faaliyet alanlarımızda teknolojinin yaşamı ileri taşıma gücünü topluma sunarak, insanımızın sürdürülebilir ve akıllı bir yaşam hayaline hayat verecek bir gelecek tasarımı hedefliyoruz. Bu anlayış doğrultusunda, Grup Şirketlerimiz arasındaki sinerjiyi harekete geçirecek, geleceğin akıllı dünyasını sürdürülebilirlikle şekillendirecek alanlara sektörlerimiz aracılığıyla yatırımlar yapıyoruz. Grup Şirketlerimiz arasında yaratmaya başladığımız sinerjiyle, bizi katma değerli servisler üreten küresel bir gruba dönüştürecek önemli adımlar atmak için çalışıyoruz. Dünyanın içinden geçtiği dönüşümün bir sonucu olarak ortaya çıkmaya başlayan paydaş odaklı yeni nesil ekonominin bir parçası olmak için çabalıyoruz. Böylece gelecekte, akıllı bir yaşam tasarımıyla daha iyi, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir dünya oluşabileceğini öngörüyoruz.

Sürdürülebilirlik, 360° bakış açısı gerektiren bir kavram. Lojistikten tedarik zincirine, çevreden inovasyona, ürün geliştirmeden kurumsal yapılanmaya ve çalışanlardan topluma kadar çok farklı değişkenleri olan bir yolculuk diyebiliriz. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren Zorlu Grubu olarak, farklı sektörlerin getirdiği dinamikleri de yöneterek gelecekte sürdürülebilirlik konusunda nasıl bir yapı kurguluyorsunuz? Zorlu Holding olarak Grubun dönüşümünde nasıl bir rol oynamayı planlıyorsunuz?

Cem Köksal

Şirketlerimiz arasında yarattığımız sinerji ve Akıllı Hayat 2030 rehberliğinde sürdürülebilirliği tüm şirketlerimizde iş yapış şekli haline getirmeye ve biraz önce bahsettiğim kültür dönüşümünü tetiklemeye çalışıyoruz. Şirketlerimizde Akıllı Hayat 2030 vizyonu çerçevesinde bir ürünün veya hizmetin daha ilk tasarım aşamasında doğaya ve insana saygılı bir yaklaşım ile hizmet edecek şekilde iş yapış şekillerimizi dönüştürmeye çalışıyoruz. Bu sürecin kolay olmadığını ve bir yolculuk olduğunu biliyoruz. Teknolojiden beslenen inovatif çözümlerle üretim süreçlerinin çevresel etkisi en aza indiriliyor. Sunduğumuz ürünler akıllanırken, geleceğin akıllı evleri ve şehirlerine yönelik çözümler üretiliyor. Tesislerimiz Endüstri 4.0’a geçişte Türkiye’ye örnek oluyor, siparişten sevkiyata tamamen akıllı hale geliyor.

Şirketlerimizde sürdürülebilirlik konusunda çok önemli çalışmalar var. Örneğin Vestel’in enerji ve su tasarrufunda çok ileri seviyede, uluslararası alanda öncü olan ürünleri bulunuyor. Hatta enerji tasarrufunda dünya rekortmeni olan ürünler sunuluyor. Bunun dışında toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında Vestel, Müşteri Hizmetleri Kadın Teknisyen Projesi’ni yürütüyor. Yine Vestel’in Erişebilirlik Projesi kapsamında gerçekleştirdiği Engelsiz Hackhaton’da doğan WeWALK Teknoloji desteğiyle görme engellilerin hareket özgürlüğünü artırmak ve hayatını kolaylaştırmak amacıyla geliştirilen akıllı baston gibi tüm dünyanın dikkatini çekmiş bir inovasyonu var. Vestel’de bu konuda verilebilecek çok fazla örnek mevcut, bunlar sadece ilk akla gelenler.

Zorlu Enerji tarafında, Türkiye’de rüzgârdan jeotermal ve güneş enerjisine uzanan operasyonlarımızda yenilebilir enerjiye dayanan portföyümüz yüzde 85’e ulaşıyor. Bu anlayışla şirketlerimiz, akıllı teknolojilere odaklanarak geleceğin akıllı şehirlerinin enerjisini yönetme, elektrikli araç kiralamadan elektrikli araç şarj noktalarına kadar yenilenebilir enerji, başka bir deyişle sıfır karbona doğru bir dizi akıllı sistemi hayata geçiriyor. Zorlu Enerji’nin ZES şirketi ile kurduğu şarj istasyonları, daha akıllı ve sürdürülebilir bir gelecek için Türkiye’ye öncü olacak işlerden biri.

Bununla birlikte enerjide gerçekleştirilen çevre yatırımlarıyla, sürdürülebilirlik performansı üzerinden verilen Türkiye'nin ilk yeşil kredisini aldık. Türkiye’de bir ilk, dünyada ise kendi kategorisindeki beşinci olan bu anlaşma ile Zorlu Enerji’nin Garanti BBVA’dan aldığı 10 milyon dolarlık yeşil kredi, sürdürülebilirlik performansına bağlı olarak her yıl revize edilecek.

Tekstilde, akıllı tekstil uygulamaları ile sağlıktan otomotive kadar uzanan geniş bir yelpazede sürdürülebilir ürün ve çözümler üretiyoruz. Korteks ve Zorluteks’in enerji ve su verimliliğini artıracak birçok projesi bulunuyor. 1 kg pamuklu kumaş üretiminde tüketilen suyun dünya ortalaması 120 litre iken, Zorluteks 1 kg pamuklu kumaşı yaklaşık 80 litre su ile üretebiliyor. Korteks, şeker kamışı ve mısır nişastası gibi sürdürülebilir kaynaklara dayanan PLA iplik üretmeye başladı. Yine klasik plastiklere alternatif olarak, biyolojik bozunabilirliği nedeniyle çevre dostu bir plastik materyal olan PHA üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. Halihazırda tekstilde cironun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan akıllı ve sürdürülebilir tekstilin payının 2025 yılına kadar yüzde 50’ye yükseltilmesi hedefleniyor.

Bunun dışında Meta Nikel şirketimiz, geleceğin hammaddesi olan nikeli akıllı proses yönetimi, teknoloji, Ar-Ge ve inovasyon ile elektrikli otomobillerin bataryaları, gemi ve uçak sanayinde kullanılacak kadar katma değerli hale geliyor.

Ayrıca sürdürülebilirlik odaklı ciddi taahhütler içeren girişimlere öncülük yapıyoruz. Örneğin, bir süre önce Global Compact Türkiye, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ile Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) plastik kirliliğiyle mücadele için oluşturduğu İş Dünyası Plastik Girişimi’ni imzalayan ilk 26 şirketten biri olduk. Böylece 2021 yılına kadar plastik taahhütlerimizi açıklayarak çözümün parçası olma yönünde ciddi bir adım attık ve aynı zamanda bu konuda öncü bir rol üstlendik.

CEM KÖKSAL


“Akıllı Hayat 2030 ile tüm faaliyet alanlarımızda teknolojinin yaşamı ileri taşıma gücünü topluma sunarak, insanımızın sürdürülebilir ve akıllı bir yaşam hayaline hayat verecek bir gelecek tasarımı hedefliyoruz.”

Zorlu Holding’in Akıllı Hayat 2030 vizyonu ile ilgili olarak Holding ve Grup Şirketlerinde nasıl bir dönüşüm ve gelişim öngörüyorsunuz?

Kerem Okumuş

Öncelikli olarak 2016 yılında başladığımız Akıllı Hayat 2030 yolculuğunda, Holding ve Grup Şirketleri farkındalık konusunda çok önemli kazanımlar elde etti. Bununla birlikte, sürdürülebilirliğin Holding’den Grup Şirketlerine yayılmasıyla sürdürülebilirlik odaklı kurumsal kültürün inşası için somut adımlar atıldı. Holding ve Grup Şirketleri Akıllı Hayat 2030 vizyonu ile kendi stratejilerini geliştirirken, sürdürülebilirliği bir düşünce olarak iş yapış şekillerinin her aşamasında devreye alıyorlar. Bu çerçevede Holding ve Grup Şirketlerinde halihazırda çok önemli projeler yapıldığını biliyorum. Zaman zaman bu projelere yönelik fikir alışverişinde de bulunuyoruz ve bu gelişmeyi Zorlu Grubu’nun dönüşümü açısından çok değerli buluyorum.

Diğer taraftan sürdürülebilirliğin önemini daha fazla anladığımız bir dönemdeyiz. Hâlâ sonuçlarını deneyimlediğimiz salgın, iklim krizini de yaşadığımız bu dönemde insan hayatının, ekosistemlerin ve ekonominin iç içe geçmiş yapılar olduğunu gösteren iyi bir örnek oldu. Aşı konusunda yapılan çalışmalar, alınan önlemler ve en sonunda aşının bulunması ile bir süre sonra salgının sona ereceğini biliyoruz. Ancak iklim krizi, çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri orta ve uzun vadede hissedilecek ve bugün önlem alınmaz ise sürekli bir küresel kriz hali oluşturabilecek ve iş ortamını kökünden dönüştürebilecek bir durum. Bu nedenle ülkelerin, şirketlerin, bireylerin sürdürülebilirlik ekseninde sistemli bir şekilde dönüşmesi gerekiyor.

Bu noktada Akıllı Hayat 2030 vizyonunu, gelecek için bir pusula olarak tanımlayabiliriz. Zorlu Grubu’nun, bu dönüşüm sürecinde daha esnek bir yapıyla değişime uyum sağlayacağını, bunu yaparken de paydaş odaklı bir büyüme yaklaşımına liderlik ederek tüm ekosistemini de dönüştürebilecek bir potansiyel ortaya koyabileceğini düşünüyorum.

Sürdürülebilirlik, tepe yönetimden çalışanlara kadar, tüm kurumsal yapının desteğini ve katılımını gerektiren bir yolculuk. Zorlu Holding’i bu açıdan nasıl değerlendirirsiniz? Akıllı Hayat 2030, Grup içinde nasıl bir hareket yarattı?

Cem Köksal

Akıllı Hayat 2030 uzun soluklu bir yolculuk ama biz hedeflerimize ulaşmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Yönetim Kurulumuzun desteği ile, Akıllı Hayat 2030 ile sürdürülebilirlik stratejimizi, iş stratejimizin merkezine konumlamaya ve planlarımızı da bu şekilde hayata geçirmeye çalışıyoruz. Yönetim Kurulumuzun desteğiyle, Akıllı Hayat 2030’un taşıyıcı gücü olan çalışanlarımızın önünü açmak için yenilikçilik ve yaratıcılık temelli kurum kültürünü geliştirmeye odaklanıyoruz. Bu anlayışla çalışanlarımızın öncülüğünde, toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanarak bu alandaki etkimizi artırmak üzere çalışıyoruz. “Herkes için Eşit Bi'Hayat mümkün” diyerek çıktığımız yolda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) Manifestomuzu bir süre önce yayımladık. TCE uygulamalarımızı bu dönemde şirketlerimize de yaymaya başladık. Kurum içi ve dışı söylemlerin eşitlikçi olması, çalışma alanı koşullarının eşitlikçi hale getirilmesi ve yapacağımız iş birlikleriyle eşit bir hayatın inşası için çalışıyoruz. Düzenlediğimiz eğitimlerden mentorluk programlarına kadar birçok çalışmayla toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını Grup Şirketlerimizde yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.

Parlak bi Fikir adını verdiğimiz kurum içi girişimcilik projemizin ikinci döngüsüne kısa bir süre önce başladık. Bununla, inovasyonun şirket kültürümüzde yaygınlaşmasını sağlarken içimizden girişimler çıkarıyoruz. İlk döngüde içimizden iki girişim çıkardık. Onlar şimdi tamamen bağımsız birer şirket olarak yollarına devam ediyor. İkinci döngüde ilkinden daha da yoğun bir ilgiyle karşılaştık. Çevrimiçi olarak yaptığımız lansmana 1000’den fazla çalışanımız katıldı. 7-8 aylık bir süreç boyunca eğitimlerden mentorluğa kadar birçok çalışma yapılacak. İlk döngüye katılan arkadaşlarımız yenilere mentorluk yapacak. Böylece herkesin birbirinden öğreneceği bir süreç tasarlıyoruz. Aynı zamanda içimizden yeni girişimler çıkaracağız.

Yine Akıllı Hayat 2030 ile kurumsal gönüllülük programımız Kıvılcımlar Hareketi’ni başlattık. Bu programla Zorlu Grubu’nun DNA’sında yer alan yardımseverliği, çalışanlarımızın kendi gönüllülük projelerini üretebildiği, paydaşlarımızla iş birlikleri ve ortaklıklar oluşturabileceğimiz bir yapıya dönüştürmeye devam ediyoruz.

Ayrıca Akıllı Hayat 2030 hedeflerine ulaşma yolunda çalışanlarımızın gelişimini desteklemeye devam ediyoruz. Bu çerçevede sürdürülebilirlik çalışmalarımıza liderlik eden Akıllı Hayat Mimarları adını verdiğimiz arkadaşlarımızı eğitimlerle destekliyoruz. 2019 yılında, Akıllı Hayat Akademisi çatısı altında Boğaziçi Üniversitesi ile içerik geliştirerek, sürdürebilirlik alanında çalışanlarına yönelik eğitim programı açan ilk grup olduk. Eğitimlerimiz 2020 senesinde de farklı başlıklar eklenerek devam etti.

Salgın sürecinde bir kez daha gördük ki akıl, bilim ve eğitim bizim tutunacağımız tek dal. O yüzden, eğer daha iyi bir gelecek istiyorsak, onu gerçekleştirecek nesiller ve öğretmenler yetiştirmeliyiz. Biz bu anlayışla uzun bir süredir ERG (Eğitim Reformu Girişimi) ve Öğretmen Ağı’nı destekliyoruz. Yine uzun bir süredir MEF Üniversitesi ile iş birliği içinde Mehmet Zorlu Vakfı YetGen 21. Yüzyıl Yetkinlikleri Farkındalık Programı paydaşı olarak gençlerimizi geleceğe hazırlıyoruz. Dokunduğumuz gençlerle ülkemizin insan kaynağının gelişimine katkı sağlıyoruz.

Bugünün toplumsal meselelerini, yapıları gereği herhangi bir kurum ya da bireyin tek başına çözmesinin mümkün olmadığına inanıyoruz. Sürdürülebilir çözümler için ortak çalışma, iş birliği ve inovasyon gerekiyor. Biz de bu anlayışla dört sene önce sosyal inovasyon platformu imece’nin kurucu ortakları arasında yer aldık ve ilk üç destek programının destekçisi olduk. Bu üç destek programını da Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir kalkınma için belirlediği 17 amaç arasında yer alan “Nitelikli Eğitim”, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ve “Eşitsizliklerin Azaltılması” konuları etrafında gerçekleştirdik.

Ayrıca yine imece çatısı altında lise ve üniversite öğrencisi gençlerin sosyal fayda ve inovasyon konularında yetkinlik kazanabilecekleri; ekonomik, ekolojik, sosyal, kültürel meseleler etrafında kolektif bir şekilde çözüm üretebilecekleri bir program olan açık inovasyon laboratuvarı imeceLAB’in program destekçileri arasında yer alıyoruz. Bu iki ana programın yanı sıra sosyal inovasyon ekosisteminin gelişmesi adına, ekosistemi bir araya getiren farklı etkinlikler düzenlemeye ya da paydaşı olmaya devam ediyoruz.

KEREM OKUMUŞ


“İklim krizinin bir nevi provası olarak da görebileceğimiz salgın, ekonomi ve sistemlerimizin ne kadar kırılgan olduğunu da gösterirken, aynı zamanda iklim krizi ile mücadelede ders niteliğinde olacak çeşitli fırsatlar sunuyor.”

COVID-19’un getirdiği yeni gerçeklik, dünyada yepyeni trendlerin oluşmasına yol açtı. Küresel ölçekte güç dengeleri değişirken ekonomik belirsizlikler artıyor, çalışma şartlarından toplumların sosyal yaklaşım ve tercihlerine kadar büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşümü, sürdürülebilirlik boyutuyla nasıl yorumlarsınız? Yeni normalin mega trendleri neler?

Kerem Okumuş

2020 Mart ayından bu yana insanlığın karşı karşıya kaldığı bu kriz sadece sağlık alanında değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik alanda bugüne kadar yaşanmış en büyük krizlerden biri. Toplumdaki her kesimin birbirine bağlı olduğunun daha da belirgin hale geldiği bu dönemde yaşanan çeşitli olumsuzluklar ve işsizlik eşitsizlikleri artırırken, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndaki ilerlemeyi maalesef olumsuz yönde etkiledi.

İklim krizinin bir nevi provası olarak da görebileceğimiz salgın, ekonomi ve sistemlerimizin ne kadar kırılgan olduğunu da gösterirken, aynı zamanda iklim krizi ile mücadelede ders niteliğinde olacak çeşitli fırsatlar sunuyor. Ekolojik tahribat ve doğal yaşam alanlarının kaybı sonucu egzotik türler ile insanlar arasındaki mesafe azalıyor. Bu durum gelecekte bugün yaşadığımıza benzer diğer salgınların da habercisi olabilir. Gerçekleşmesi beklenen salgınları önlemenin yolu hiç kuşkusuz biyoçeşitliliği ve doğal yaşamı korumak.

Salgından çıkış senaryolarında dijitalleşme, inovasyon ve siber güvenlik gibi konuların öne çıktığını görüyoruz. Diğer yandan küresel anlamda ulaşım ve üretimin azalması, petrol fiyatlarındaki düşüş, salgınla mücadelede teşvik paketlerinde düşük karbon ekonomisine geçiş vurgusu, yatırımcıların petrol şirketlerine yatırım yapmayacakları yönündeki açıklamalar, su krizleri ve sağlık ilişkisi gibi gelişmeler de şehirlerin yeniden tasarlanması, yenilenebilir enerji, evrensel temel gelir, küçülme gibi konuları tekrar gündeme taşıyor.

Şirketler tarafına baktığımızda ise, salgınla birlikte finansal olmayan riskleri yönetmenin, bu risklere hazırlıklı olmanın finansal performans ve büyüme üzerinde ne kadar önemli bir etkisi olduğunu görüyoruz. Bu süreçte küresel riskler ve tehditler karşısında dönüşümünü tamamlamış şirketler daha az etkilenirken, entegre risk yönetimi, paydaş kapitalizmi ve çoklu sermaye yönetimi alanlarına odaklanan şirketler bu krizden sağlam çıkarak, iyi performans sergiliyorlar. Özellikle küresel tedarik zincirlerini neredeyse durma noktasına getiren salgın ile, paydaş odaklı büyüme anlayışına odaklanan ve çalışanlarıyla anlamlı ilişki kuran şirketler tüm zorlu koşullara rağmen oluşturdukları dayanıklı yapı sayesinde krizden çok etkilenmediler.

İş sağlığı ve güvenliği ile çalışanlar için en sağlıklı ve hijyenik koşulları getirmek, tedarik zincirini daha yalınlaştırmak ve yerelleştirmek, dijitalleşmeden faydalanarak olası kesintilerin önüne geçip dayanıklılığı artırmak ve iş sürekliliğini sağlamak gibi konular sürdürülebilirlik gündemi ile de örtüşüyor. Bu doğrultuda salgın, ÇSY meselelerinin etkin yönetilmesinin şirketlerin hayatta kalmaları ve finansal anlamda devamlılığı için ne denli önemli olduğunu gösterdi. Salgın ile mücadelede tüm dünyada daha önce ÇSY konularını hiç dikkate almamış şirketlerin bile bu konuları değerlendirdiklerini ve aksiyon aldıklarını gördük. Yakın gelecekte konvansiyonel yatırımcıların da soru setlerini ve metriklerini değiştirerek ÇSY konularına daha çok önem vereceklerini ve ÇSY konularının risk yönetiminin kaçınılmaz bir parçası haline geleceğini göreceğiz.

Pandemi, iş yapış şekillerini önemli ölçüde etkilediği gibi, sürdürülebilirliğe de yeni anlamlar yükledi. Bu konudaki bakışınız nedir? Pandemi, Akıllı Hayat 2030 vizyonunu nasıl etkiliyor?

Cem Köksal

Son birkaç yıldır dünyada çok dikkat çeken büyük eğilimler var. Bunlardan biri teknoloji ve dijitalleşme. ÇSY odaklı yönetim yaklaşımı ise tüm dünyada konuşulan ve çoktan uygulamaya alınan kritik bir küresel konu. Salgın döneminde dünya, bu konuların etkilerini çok ciddi bir şekilde test etme fırsatı yakaladı. Görünen o ki teknoloji ve dijitalleşmenin dönüştürücü etkisiyle ÇSY konuları önümüzdeki 10 yılda da itici bir güç ve aynı zamanda Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmamız için elimizdeki en güçlü araçlardan biri olacak.

Biz de Akıllı Hayat 2030 ile aslında teknolojinin ve dijitalleşmenin yaşamı iyileştirici gücünü harekete geçirerek, sürdürülebilir bir geleceği akıllı yaklaşımlarla şekillendirmek için çalışıyoruz. Küresel meselelere yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üreterek, büyük dönüşümün paydaşlarından biri olma hedefimizi her geçen gün daha da güçlendiriyoruz. Etki alanımızın farkındalığıyla gücümüzü toplumsal fayda yaratmak amacıyla birleştiriyoruz.

Küresel salgın bize iş yapış şekillerini ve tüketim alışkanlıklarını, yatırımları, toplumsal eşitsizlikleri yeniden değerlendirme fırsatı verdi. Karmaşık ve çok boyutlu birçok meselenin sürdürülebilir yaşamın inşası ile çözülebileceğini bir kez daha gösterdi. Bu tür sorunların üstesinden, ancak koşullara kolay adapte olabilen ve tüm paydaşları kapsayan bir yönetim anlayışı, daha fazla iş birliği ve inovasyonun gücünü kullanan girişimci bir ruhla hareket ederek gelebileceğimizi bizlere bir kez daha anlattı.

Yaşadıklarımız bize, bugün artık paydaş odaklı bir sürdürülebilir büyüme modeline geçmemiz gerektiğini söylüyor. Salgın bunun için bize bir fırsat yarattı. Yeni normalimizin, birlikte öğrenme, iş birliği ve dayanışmayı esas alan, rekabet ve beraberlik kavramlarını harmanlayan “rekaberlik” olması gerektiğini gösteriyor.

Bununla birlikte salgın sürecinde, dijitalleşme ve sürdürülebilirliğin riskleri yönetme karşısındaki gücünün de farkına vardık. Akıllı Hayat 2030’un en önemli kaldıraçlarından biri olan teknoloji ve inovasyonun çarpan etkisi yaratabilecek bir güç olduğunu salgın esnasında bir kez daha gördük. Bizim de temelde Akıllı Hayat 2030 ile söylemek istediğimiz tam da buydu: Gelin teknoloji ve dijitalleşmeyi sürdürülebilir yaşam inşa etmek için hep birlikte harekete geçirelim! Bugün baktığınızda, salgın ile birlikte dijitalleşme toplumun çok daha geniş kesimlerine fayda sağlayacak şekilde kullanılmaya başladı. Bunun hayata tamamen nüfuz ettiğini düşündüğümüzde birçok faydası ortaya çıkacak. Verimlilikten zaman yönetimine, refah artışından karbon salımlarının azalmasına kadar birçok olumlu etki, dijitalleşmenin etkin bir şekilde kullanılmasıyla yaratılabilecek.

Akıllı ürün ve çözümlerimizin daha geniş kesimlere ulaştığı, rekaberlik yaklaşımının daha fazla değer kazandığı bir süreç yaşıyoruz. Kârlılıkla toplumsal faydayı birleştiren Akıllı Hayat 2030 stratejimizin, uzun dönemde şirketimizin değerlemesine de olumlu etki edeceğine gönülden inanıyorum.

Zorlu Holding ile uzun zamandır çalışıyorsunuz. Sürdürülebilirlik danışmanlığı süresince sizde iz bırakan bir proje/çalışma var mı?

Kerem Okumuş

İmece ve Parlak Bi’ Fikir ilk aklıma ilk gelen, heyecan verici projeler. S360 olarak kurucuları arasında yer aldığımız sosyal inovasyon platformu imece, toplumsal meseleler etrafında bir araya gelen birey ve kurumları, sosyal meselelere çözüm üretmek isteyen sosyal girişimcileri yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretebilmeleri için eğitim, mentorluk, network ve hibe kaynakları ile buluşturuyor. Türkiye’de benzeri olmayan bir platform olan imece, sosyal inovasyon ekosisteminin oluşmasına ve güçlenmesine katkıda bulunuyor.

Şirketlerin genelde imece gibi ucu açık platform ve süreçleri başlatmaya ya da bunlara dahil olmaya yönelik cesaretleri az oluyor. O yüzden Zorlu Holding’in bu süreci hayata geçirmiş olmasını çok değerli buluyorum. Diğer bir değişle, her gelişmeyle çok daha iddialı bir yere evrilen imece’yi ileri taşımada Zorlu Holding’in gösterdiği cesaret çok önemli.

İkincisi ise, Akıllı Hayat 2030’un en kritik süreçlerinden biri olarak gördüğüm kurum içi girişimcilik programı, Parlak Bi’ Fikir. İlk döngüsünü 2019’da tamamladı ve Zorlu Grubu’nda inovasyonu şirket kültürünün bir parçası haline getirme düşüncesini hayata geçirdi diyebiliriz. Parlak Bi’ Fikir ile hem yeni neslin amaç odaklı çalışma isteğine yanıt veriliyor hem de çalışanlara yaratıcılıklarını açığa çıkaracakları bir iş ortamı sunuyor. Bir yandan çalışanların hayallerini gerçekleştirmesi, diğer yandan Zorlu Holding’in yeni iş modellerine yatırım yapmasını sağlayan değer odaklı bir inisiyatif olması açısından da Türkiye’deki ilklerden biri.